Zekat, Fitre, Sadaka Hakkında Sorular
Zekât, Müslüman, hür, akıllı, baliğ ve nisap miktarı mala sahip olan kişilere farzdır. Ayrıca, malın üzerinden bir yıl geçmesi gerekmektedir. Kur’an-ı Kerim’de, “Namazı kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin” (Bakara Suresi, 2:43) buyrulmaktadır.
Hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İslam beş esas üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Resûlü olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazan orucunu tutmak.” (Buhari ve Müslim)
Nisap, zekâtın farz olması için gerekli olan en az mal miktarını ifade eder. Altın için nisap miktarı 20 miskal (yaklaşık 85 gram), gümüş için 200 dirhem (yaklaşık 595 gram) olarak belirlenmiştir. Bu miktarlar, kişinin temel ihtiyaçları dışında sahip olduğu mal varlığıdır.
Hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Beş devede bir koyun, kırk koyunda bir koyun, iki yüz dirhemde beş dirhem zekât vardır.” (Tirmizi)
Havaic-i asliye, kişinin temel ve zaruri ihtiyaçlarını karşılayan mal ve eşyaları ifade eder. Ev, giyecek, binek, ev eşyası, meslek aletleri gibi şeyler havaic-i asliyedendir ve bunlar zekâta tabi değildir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İnsanoğlu, yemeği dışında her şeyde israf etmiştir.” (İbn Mace)
Kişinin mesleğini icra etmek için kullandığı araç-gereç ve malzeme, havaic-i asliye kapsamında değerlendirilir ve zekâta tabi değildir. Ancak ticaret amacıyla alınmış araç-gereçler zekâta tabi olur. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: “Allah her şeyi en iyi bilendir.” (Nisa Suresi, 4:176)
Evet, zekât vaktinden önce verilebilir. Bu konuda herhangi bir sakınca yoktur. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Zekâtınızı vaktinden önce verin ki, ihtiyaç sahibi kimse beklemek zorunda kalmasın.” (İbn Mace)
Zekâtın taksitli olarak verilmesi caizdir. Ancak, zekâtın tamamının yıl dolmadan önce verilmiş olması gerekir. Bu konuda sahabe uygulamalarında da örnekler mevcuttur.
Zekât vermenin belirli bir zamanı yoktur. Malın üzerinden bir yıl geçtikten sonra verilmesi gerekmektedir. Ancak, Ramazan ayında verilmesi daha faziletlidir. Hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur: “Ramazan ayında yapılan bir farz ibadet, diğer aylarda yapılan yetmiş farz ibadet gibidir.” (Tirmizi)
Evet, ticaret malının zekâtı kendi cinsinden ödenebilir. Ancak, para olarak da ödenebilir. Allah sübhaneke ve teala buyuruyor ki: “Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı temiz şeylerden yeyin ve O’na şükredin.” (Bakara Suresi, 2:172).
Ticaret malının zekâtı, o malın piyasa değerine göre hesaplanır. Yıl sonunda ticaret mallarının toplam değeri üzerinden %2.5 oranında zekât verilir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ticaret malının zekâtı malın değerine göre verilir.” (Buhari).
Kişinin güvenilir ve ödeme gücü olan kişilerden alacağı paralar, nisap miktarına ulaşırsa zekâta tabidir. Alacakların zekâtı, tahsil edildikten sonra verilir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Alacaklar, tahsil edildikten sonra zekâta tabi olur.” (Buhari).
Alacaklar zekâta mahsup edilebilir. Kişi, alacağının zekâtını tahsil edemediği sürece vermez, ancak tahsil edildikten sonra zekâtını verir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Alacaklar, ödenmedikçe zekâta tabi değildir.” (Tirmizi).
Evet, arazi mahsullerinden de zekât verilmesi gerekmektedir. Buna “öşür” denir ve %10 oranında zekât verilir. Allah sübhaneke ve teala buyuruyor ki: “Hasat günü ürünün hakkını verin.” (En’am Suresi, 6:141).
Hayvanların zekâtı yerine, değerleri de verilebilir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Her malın zekâtı kendi cinsinden verilir, ancak gerekirse değerinden de verilebilir.” (Buhari).
Ziynet eşyası, altın ve gümüşten ise zekâta tabidir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Altın ve gümüş, sahibi zekâtını vermezse kıyamet gününde azap olarak ona sunulur.” (Buhari).
Şirket ortakları, sahip oldukları hisse oranına göre zekât verirler. Her ortak, kendi hissesinin zekâtını vermekle mükelleftir. Allah sübhaneke ve teala buyuruyor ki: “Mallarını, gece ve gündüz, gizli ve açık hayra harcayanlar, işte onların Rableri katında mükafatları vardır.” (Bakara Suresi, 2:274).
Zekât ve fitre, fakirler, miskinler, borçlular, yolda kalmışlar, Allah yolunda çalışanlar, kalbi İslam’a ısındırılmak istenenler ve zekât toplama görevlilerine verilir. Allah sübhaneke ve teala buyuruyor ki: “Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak, ancak fakirlere, miskinlere, zekât işinde çalışan memurlara, kalpleri (İslam’a) ısındırılacak olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalmışlara mahsustur. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi, 9:60).
Zekât, zenginlere, Peygamber (s.a.v.) soyundan gelenlere (Haşimoğulları), kişinin bakmakla yükümlü olduğu aile fertlerine verilmez. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Zenginlere ve Haşimoğullarına zekât verilmez.” (Ebu Davud)
Evet, zekât ve fitre, ihtiyaç sahiplerine ulaştırmak kaydıyla hayır kurumlarına verilebilir. Allah sübhaneke ve teala buyuruyor ki: “Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz tane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah’ın lütfu geniştir, O her şeyi bilendir.” (Bakara Suresi, 2:261)
Eğer ücretli çalışan kişi fakir ise ve nisap miktarına ulaşmıyorsa, ona zekât verilebilir. Allah sübhaneke ve teala buyuruyor ki: “Sadakalar (zekâtlar), Allah’tan bir farz olarak, ancak fakirlere, miskinlere, zekât işinde çalışan memurlara, kalpleri (İslam’a) ısındırılacak olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalmışlara mahsustur. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi, 9:60)
Ayrıca Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz.” (Buhari ve Müslim) Bu hadisten hareketle, ihtiyaç sahibi her Müslümana zekât verilebilir.
Yurt dışında çalışan kişi, fitreyi bulunduğu ülkenin şartlarına göre verir. Fitre, kişinin bulunduğu yerdeki fakirlerin ihtiyacını karşılayacak şekilde verilmelidir. Allah sübhaneke ve teala buyuruyor ki: “Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, kötülük ise kendi aleyhinedir.” (Bakara Suresi, 2:286)
Fitre, buğday, arpa, hurma veya üzüm olarak verilebileceği gibi, bu ürünlerin bedeli de verilebilir. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sadaka-i fıtır, bir sa’ hurma veya bir sa’ arpa olarak verilmelidir.” (Buhari)
Sadaka-i fıtır, Ramazan bayramından önce verilmelidir. En geç bayram namazından önce verilmesi müstehaptır. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sadaka-i fıtırı bayram namazına çıkmadan önce veriniz.” (Buhari ve Müslim)
Sadaka-i fıtır, Ramazan bayramından önce verilmesi gereken vacip bir sadakadır. Müslüman, hür, akıllı ve temel ihtiyaçlarından fazla nisap miktarı mala sahip olan herkes sadaka-i fıtır vermekle yükümlüdür. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Sadaka-i fıtır, oruçluyu boş ve kötü sözden arındırır ve fakirlerin ihtiyacını giderir.” (Ebu Davud).
Evet, vakıf ve derneklere yapılan yardımlar, eğer Allah rızası için yapılmışsa sadaka veya sadaka-i cariye sayılır. Allah sübhaneke ve teala buyuruyor ki: “İyilik yaparak Allah’a yaklaşmaya çalışın.” (Bakara Suresi, 2:267)
Zekât verilen kişinin zengin olduğu sonradan anlaşılırsa, zekât geçerlidir ve tekrar ödemek gerekmez. Ancak, zekâtı verirken araştırma yapmak ve ihtiyaç sahiplerine vermek en doğrusudur. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Ameller niyetlere göredir.” (Buhari ve Müslim).
Evet, kayınvalide ve kayınpeder fakir ise ve zekât alma şartlarına uygunsa, onlara zekât verilebilir. Allah sübhaneke ve teala buyuruyor ki: “Onlar ki mallarında belirli bir hak vardır. İsteyen ve mahrum olan için.” (Me’aric Suresi, 70:24-25)
Sadaka, Allah rızası için yapılan her türlü yardımdır. Zekât farz iken, sadaka nafile bir ibadettir. Allah sübhaneke ve teala buyuruyor ki: “İyilik yaparak Allah’a yaklaşmaya çalışın.” (Bakara Suresi, 2:267)
Sadaka-i cariye, sevabı sürekli devam eden sadakadır. Mesela, bir su kuyusu açmak, okul yaptırmak, köprü inşa etmek gibi. Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İnsanoğlu öldüğünde ameli kesilir, ancak üç şey hariç: Sadaka-i cariye, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden salih evlat.” (Müslim)
